Sanat Dünyasını Baştan Yazan Bir Koleksiyoner; Peggy Guggenheim’ın Anısına

Sanat tarihinde bazı figürler vardır; sadece koleksiyon yapmazlar, oyunun kurallarını değiştirirler. Peggy Guggenheim tam olarak böyle bir isim. Onu yalnızca varlıklı bir koleksiyoner olarak tanımlamak eksik kalır. O, modern sanatın yönünü belirleyen, henüz keşfedilmemiş sanatçılara alan açan ve risk almaktan çekinmeyen bir figürdü.1898’de New York’ta doğan Guggenheim’ın hayatı, babasının Titanic faciası’nda hayatını kaybetmesiyle erken yaşta dramatik bir kırılma yaşadı. Ancak bu trajedi, onu geleneksel bir sosyete hayatına yöneltmek yerine, daha bağımsız ve deneysel bir yola itti. Paris’e taşındığında, kendini doğrudan dönemin avangard sanat çevresinin içinde buldu.

Montparnasse’ta sanatçılarla kurduğu ilişkiler, onun koleksiyonerlik anlayışını şekillendirdi. Marcel Duchamp, Man Ray ve Constantin Brancusi gibi isimlerle kurduğu yakınlık, Guggenheim’ın sadece eser toplayan biri değil, sanat üretiminin içinde aktif bir figür haline gelmesini sağladı. Koleksiyon dünyasının egemen patronaj yapısı içerisinde, renkli karakteri ve çeşitliliğe verdiği önem onu dönemdaşlarından ayırıyordu.1938’de Londra’da açtığı Guggenheim Jeune galerisiyle birlikte sanat piyasasına güçlü bir giriş yaptı. Ancak onu farklı kılan şey, yalnızca dönemin “büyük” sanatçılarına yönelmemesiydi. Wassily Kandinsky, Pablo Picasso ve Max Ernst gibi isimleri sergilerken, henüz adı bilinmeyen sanatçılara da alan açtı. Bu yaklaşım, onun sezgisel gücünü ve risk alma kapasitesini açıkça ortaya koyuyordu.

İkinci Dünya Savaşı başladığında planlarını askıya almak zorunda kaldı, ancak geri çekilmek yerine bu süreci fırsata çevirdi. “Günde bir eser” satın alma hedefiyle kısa sürede son derece güçlü bir koleksiyon oluşturdu. Bu koleksiyon, yalnızca estetik bir birikim değil, aynı zamanda modern sanatın gelişim haritası gibiydi.

1942’de New York’ta açtığı “Art of This Century” galerisi ise adeta bir kırılma noktasıydı. Burası klasik bir galeri değil, deneysel bir sahneydi. Jackson Pollock’un ilk kişisel sergisini burada açması tesadüf değildi. Guggenheim, Pollock’un potansiyelini erken fark eden ve onu sistemin içine taşıyan kişiydi.

Aynı zamanda, erkek egemen sanat dünyasında kadın sanatçılara alan açan nadir figürlerden biriydi. Frida Kahlo, Leonora Carrington ve Louise Bourgeois gibi isimlere görünürlük kazandırması, onun yalnızca estetik değil, politik bir duruş da sergilediğini gösterir.Bugün Venedik’te yer alan Peggy Guggenheim Collection, Guggenheim’ın vizyonunun en somut yansıması olarak varlığını sürdürüyor. Büyük Kanal üzerindeki Palazzo Venier dei Leoni’de konumlanan bu müze, sanatçının bir dönem yaşadığı evi kamusal bir sanat alanına dönüştürüyor. Koleksiyon, Pablo Picasso, Jackson Pollock ve Wassily Kandinsky gibi 20. yüzyılın belirleyici sanatçılarının eserlerini bir araya getirirken, yalnızca sabit bir sergi alanı olmanın ötesine geçerek geçici sergiler, eğitim programları ve küratöryel projelerle yaşayan bir kültür alanı işlevi görüyor. Her yıl yüz binlerce ziyaretçiyi ağırlayan müze, klasik “beyaz küp” estetiğinden farklı olarak hâlâ bir ev hissi taşıyan atmosferiyle, koleksiyonerin kişisel vizyonunu doğrudan deneyimlenebilir kılan nadir örneklerden biri olmayı sürdürüyor.

Bu yüzden Peggy Guggenheim’ı yalnızca bir koleksiyoner olarak değil, sanat tarihinin akışını yönlendiren bir aktör olarak düşünmek gerekir. 

 

Yazan: Zeynep Öztürk

Kaynak: Daily Sabah, Peggy Guggenheim: Portrait of a life redeemed by art

Britannica, Peggy Guggenheim 

Spotlight on Peggy Guggenheim, The Art World’s First Girl Boss

 

Nice To Meeting You Again – Banksy; Namı Diğer Robin Gunningham

Adını duymamış olabilirsiniz, ama büyük ihtimalle işlerini görmüşsünüzdür. Güler yüzlü polislerden, Pulp Fiction filmindeki tetikçilerin muzla ateş ettiği sahnelere kadar, Banksy’nin yıkıcı ve kışkırtıcı imgeleri her yerde duvarlara çizilmiş durumda ve şimdi bir sergi açıyor.

Duvarlar, savaş, politik tartışmaların kalbi, hatta kapitalin merkezi müzayede evleri ve özel koleksiyonlarda.Çerçeveyi çizelim;

 

2022’nin sonlarında, Ukrayna’nın Horenka köyünde, bombalanmış bir binanın içinde beliren bir duvar resmi. Bir küvette sırtını keseleyen sakallı bir adam. Reuters’ın detaylı araştırmasına göre bu eserin arkasında yine Banksy vardı. Ama bu kez soru sadece “Ne yaptı?” değil, “Nasıl yaptı?” oldu.

Benim için bu hikâyenin en çarpıcı yanı her zaman Banksy’nin anonimliğinin stratejik yapısı oldu. Sanat tarihçisi Ulrich Blanche’in de dediği gibi, anonimlik O’nun alameti farikası.

Düşündüğümüzde eğer Banksy’nin bir yüzü olsaydı, bugün yaptığı işler aynı etkiyi yaratır mıydı? Spekülatif ve eleştirel tonundan dolayı kuşku götürmez ilgi çekerdi, ama günümüzdeki gibi bir alanda varolmayabilirdi.

2018’de Londra’daki Sotheby’s müzayedesinde yaşanan “Girl with Balloon” olayı, satıldıktan saniyeler sonra eserin kendini parçalara ayırması. Sonrasında adı değişiyor: “Love is in the Bin.” Ve değeri katlanıyor.

Reuters’ın çizdiği profil oldukça iddialı: Banksy’nin gerçek kimliğinin Robin Gunningham olduğu ve daha sonra adını değiştirerek izini kaybettirdiği öne sürülüyor. Hatta araştırma, Massive Attack’in vokali Robert Del Naja ile olan bağlantılara kadar uzanıyor. Ukrayna’daki duvar resimleri sırasında Del Naja’nın bölgede olduğu bile tespit edilmişti.

Banksy’nin kimliği yıllardır tartışma ve spekülasyon konusu. Kimlik belirlenme sürecinde mahkeme kayıtları, polis rapoları, uçuş geçmişlerine uzanan derin araştırmalar yapılmış. Şunu da not etmek gerekir ki, Banksy’nin çevresinde çalışan herkesin gizlilik sözleşmeleri imzalıyor oluşu. Burada sanatçının gizliliğinin ihlali konusunda Banksy’nin avukatı Mark Stephens tarafından Reuthers’ın uyarılara maruz kaldığı da yazılmış.

Şunu da not almak gerekir ki, Banksy hayranları sanatçının anonim kalması konusunda ısrarcı. Yalnız Banksy’nin kamusal kimliği ve kültürel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası dış politikadaki tartışmalara olan ilgi ve merakı da perçinliyor. Banksy’nin anonimliğinin korunmasının istenmesinin en büyük nedenlerinden biri de söylemlerindeki şeffaflığın korunabilmesi, mesajarı aktarmaktaki konfor büyüsünün bozulmasının istenmemesiydi.

“I tell myself I use art to promote dissent, but maybe I am just using dissent to promote my art. I plead not guilty to selling out. But I plead it from a bigger house than I used to live in.” BANKSY , Time Out London, 2010

Bir yandan sistemi eleştiriyor, diğer yandan o sistemin içinde dev bir ekonomik değer yaratıyor. Bu çelişki bana çok tanıdık geliyor. Banksy’nin alameti farikası eleştirel yönünden çok, eleştirdiği sistemin dişlilerinin arasındaki bir piyon olmaktan öteye giderek, bu dişlilerden biri haline gelip kapitali yeniden yönlendiriyor oluşu.

Kimlik meselesine geri dönelim; Reuthers’ın Horenka ikametli Tetiana Reznychenko ile yaptığı röportaja göre, Banksy’nin ünlü “Old Man In A Bathtub” muralını iki kişinin yaptığını söylemiş. Röportaj sırasında Reznychenko’ya gösterilen fotoğraflarda Robert Del Naja’nın fotoğrafına kafa sallayarak süregelen dedikolular son bulmuş oldu.

Bilinmezliğin Cazibesi

Çoğu kişi Banksy’nin kamusal alanda tutuklanmadan bu hızla çalışabiliyor oluşunu anonimliğine bağlıyor. Bu anonimlik başlı başına bir beyandır. Zamanla bu anonimlik sanatçının marka değerinin integrali haline geldi. 2010’da TIME dergisi tarafından yılın en etkili insanı olarak adlandırıldı.

“I’m not so interested in convincing people in the art world that what I do is ‘art.’ I’m more bothered about convincing people in the graffiti community that what I do is really vandalism.”

BANKSY LA Weekly, 2010

Son Sorum : Bilinmek Gerekli Mi?

Reuters, kamu yararı gerekçesiyle Banksy’nin kimliğinin bilinmesi gerektiğini savunuyor. Ama ben emin değilim. Belki de bazı hikâyeler, çözülmemek için vardır. Belki de Banksy’nin en büyük eseri, kendisidir. Ve belki de onu tanımamak, onu daha iyi anlamamızı sağlıyordur.


Yazan: Zeynep Öztürk

Kaynak: Reuters özel araştırması (Banksy’nin kimliği ve Ukrayna’daki çalışmaları üzerine kapsamlı dosya)

Venedik Bienali Türkiye Pavyonu

Dünya çapında yapılan sanat etkinliklerinin şüphesiz en önemlilerinden biri olan Venedik Bienali 60.Uluslararası Sanat Sergisi 20 Nisan’da ziyarete açıldı ve 24 Kasım 2024 tarihine kadar gezilebiliyor. Museu de Arte de São Paulo Assis Chateaubriand (MASP) Sanat Direktörü Adriano Pedrosa’nın küratörlüğünü üstlendiği bienalde Türkiye pavyonu Gülsün Karamustafa’nın enstalasyonuna ev sahipliği yapıyor. Oyuk ve Kırık Dökük: Bir Dünya Hali isimli mekana özgü yerleştirme heykeli andıran yapılara film ve ses kompozisyonunun eşlik etmesinden oluşuyor. Pavyona girildiğinde üç adet Murano camından yapılmış avize ziyaretçiyi karşılıyor. Bu üç avize İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik olmak üzere üç dini temsil ediyor, etraflarına sarılı olan dikenli tellerle ise sanatçı, dinler arasında yıllar boyu yaşanmış olan gerilim ve çekişmeleri sembolize ediyor. Entalasyonun diğer bir parçası olan plastik sütunlar ancak etrafındaki desteklerle ayakta durabilirken, geleneksel olarak zaferi ve dayanıklılığı simgeleyen sütun kavramı ile zıtlık oluşturuyor. Boşluk ve kırıklık duygularını ön plana çıkaran eserde bir diğer detay ise kırık Murano camı parçaları ile dolu vagonlar.

“Gülsün Karamustafa ise Türkiye Pavyonu’nda yer alan eseriyle ilgili olarak şunları söyledi: ‘Bugün Sale d’Armi’de yerini almış olan projemin ilk düşünceleri yıkımlar, acılar, kayıplar ve insan ilişkilerindeki kof değerler arasında derinden hissettiğim boşluk, oyukluk ve kırıklık duygusunu mekânda var etmek arzusundan kaynaklandı. İşin temelindeki unsurlar, üç semavi dini temsil eden avizeler, kendi başına ayakta duramayan sütun kalıpları, bunları destekleyen demir strüktür ve son olarak raylar üzerindeki konteynerler İstanbul, Venedik ve Çin’in Zengzhou kentinden bir araya geldiler. Neredeyse sekiz aydır tarihi ticaret yolları üzerinde iz sürdüğümüzü gördüm böylece.'” (IKSV, 2024)

Fuar Sezonu Başladı!

Nisan ayı biterken iki önemli sanat fuarı da kapılarını ziyaretçilerine açtı. 20 Nisan’da açılış yapan Artweeks Istanbul’u 25 Nisan’da önizleme ile CI Bloom takip etti. İki fuar da 28 Nisan’a kadar gezilebiliyor.

Yıllardır alışmış olduğumuz Akaretler deneyimini başka bir boyuta taşıyan Artweeks Istanbul, Art Show: Galeriler Buluşması ile ilk kez fuar yapılmaya başlanan yeni mekanında The Ritz Carlton Residences B Blok’ta yer alıyor. Türkiye’nin önemli galerilerinin yanı sıra, kurumsal ve özel koleksiyonlara, müze koleksiyonlarına da yer veren Artweeks Istanbul’un 9. Edisyonunda küratoryel projelere ayrılan “Storytellers” bölümü, Bilgili Sanat’ın projesi bağımsız sanatçıları bir araya getiren ONE Akaretler 101 adını taşıyan seçkisinin yer aldığı “Nexus” alanı ve İstanbul dışından katılan galerileriyle çeşitlilik yaratıyor. Artweeks Istanbul’da tüm sergiler ve söyleşiler sanatseverlere açık ve girişler ücretsiz.

Katılımcı galeriler arasında MERKUR Galeri, Martch Art Project, Anna Laudel, Sevil Dolmacı, Rıdvan Kuday Gallery, Ferda Art Platform, Gallery Kairos, Mine Sanat Galerisi, Ruzy, Collect Gallery, KUN Art Space, The Key Art Gallery, Artopol ve Frank Art Studio yer alırken, kurum sergileri olarak Bilgili Koleksiyonu ve Burhan Doğançay Müzesi ve Koleksiyonu yer alıyor. Storytellers bölümünde hikaye anlatıcılığını Beral Madra ve Levent Çalıkoğlu üstlenirken küratoryal projelerin de yer alacağı Artweeks Istanbul katılımcıları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ’nin kamusal sergi alanı olan Taksim Sanat ve Dijital Deneyim Müzesi bulunuyor.

CI Bloom 3.edisyonu ile Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonları’nda galerileri ağırlıyor. CI Bloom, Türkiye’deki çağdaş sanat galerileri ve sanatçıları yurtdışındaki koleksiyoner gruplarına ve basın mensuplarına küresel ölçekte tanıtmayı hedefliyor.

Katılımcı galeriler arasında Art On Istanbul, Belm’art Space, Bozlu Art Project, brieflyart, BüroSarıgedik, C.A.M. Galeri, den art, DifoArt, Dirimart, Galeri Bosfor, Galeri 77, Galeri Siyah Beyaz, Muse Contemporary, One Arc Gallery, Pg Art Gallery, Pi Artworks, Piramid Sanat, Sanatorium, Simbart Projects, Taksim Sanat, Vision Art Platform, x-ist, Zilberman, 10_12 Gallery bulunuyor. Ayrıca DECOL’ün tasarladığı deneyim alanına Selectist iş birliğinde CI Bloom’la paralel olarak 26 Nisan Cuma ve 27 Nisan Cumartesi akşamları bahar ayının heyecanını dijital sanat ve müzikle buluşturacak.