Müzecilik Haftası Özel: Müzeler ve Kültürel Mirasın Korunması
Tarihimiz savaşlar çevresinde şekillendi. Doğamızın temelinde saldır veya kaç refleksi yer alıyor ve modern dünyada devletlerin çıkarları çevresinde gelişen savaşlar, bu reflekslerin kompleks çıkar denklemleri çevresinde gelişmiş bir versiyonu. Bugün insanlığın yapı taşı kültürlerimiz üzerinde tehdit oluşturuyor. Savaşlar yalnızca aklımıza gelen ilk anlamıyla can ve toprak kaybı değil, kültür yağmacılığı ve bu da direkt olarak tarihten silinen bir yaşamın izlerine karşılık geliyor.
Silahlı anlaşmazlıklar ve coğrafi gerilimlerin kültürel varlığa tehdidinin uluslararası düzeyde ele alındığı ilk konferans olan Hague’ı hatırlayalım. 1954 senesi, 1. Ve 2. dünya savaşlarının etkisinin ardından kültürel sürdürülebilirliğin tartışılması için oldukça geç bir girişim olarak görülebilir. Bu konferansta, hâlâ aktif olarak kullanılan Mavi Kalkan (Blue Shield) amblemi, silahlı çatışmalar ve doğal afetler sırasında kültürel mirasın korunmasını amaçlayan uluslararası bir sembol olarak literatüre girdi.
Kültürel mirasın yok edilmesi, bir savaş stratejisi olarak görülebilir; bir kültürü yağmalamak, onu ortadan kaldırmak için yapılabilecek en etkili yöntemlerden biri olmalıdır. Ukrayna üzerindeki Rus işgalinin üzerinden neredeyse 4 yıl geçti. Bu anlaşmazlıklar yalnızca jeopolitik sahanın değil, modern savaş ortamında kültürel mirasın konumuyla ilgili de soruları gündeme getirmiştir. Bu kasıtlı yıkım aracı, BM Müzecilik Birliği tarafından raporlanmış ve savaş sonucunda, müzelerden dini yapılara, kütüphanelerden tarihi yapılara kadar 1,600’ün üzerinde kültürel değer yok edilmiştir. 2026’nın ortalarına geldiğimizde ise UNESCO, 520 kültürel sitenin hasar gördüğünü raporladı. Aktif saldırı anında fiziksel bombalamaların haricinde, Ukrayna kültürünü silmeye yönelik kasıtlı çabalara dair tartışmalar gün yüzüne çıkmıştır. Sıcak savaş yaşandıktan sonra ise yaşanan güvenlik ve sınır problemleri, birçok tarihi eser ve nesnenin ele geçirilen bölgelerdeki müzelerden sistematik olarak yağmalandığını ve sınır dışına kaçırıldığını göstermektedir. Bahsetmiş olduğumuz Hague Konferansı’na göre, bu yıkım ve tahribatların tamamı birer savaş suçudur.
Ukrayna örneğinde yaşanan bu kayıpların telafisi hem manevi hem de maddi olarak zor olmuştur. Yıkımın maddi karşılığı milyarlarca dolar ile ifade edilirken, UNESCO kültür ve turizm sektörlerinin de bu kayıptan oldukça zarar gördüğünü raporlamıştır. Ukrayna’nın kültürel dokusunun yenilenmesi için ortalama olarak 9 milyar dolar harcanması gerektiği belirtilmiş ve bunun için Ukrayna ve uluslararası partnerleri tarafından Ukrayna Kültürel Miras Fonu kurulmuştur.
Bir diğer yakın örnek ise İran-Irak arasında yaşanan coğrafi gerilimler. Kaçar hanedanının 18. Ve 19. Yüzyıldaki gücünün bir sembolü olan, İran kültürünün en eski değerlerinden biri olan Tahran’da yer alan 400 yaşındaki Golestan Sarayı bölge çevresinde yaşanan Amerika-İsrail hava saldırıları sebebiyle ciddi anlamda zarar gördü. 2026 Mart ayında düzenlenen askeri operasyonlar, Arag Meydanı’nı hedef alarak saray yapısını hedef aldı. Sarayın işlemeli camları, dış duvarları ve zemini ciddi anlamda zarar görürken, Abul Hasan Isfahani tarafından tasarlanan meşhur Camlı Oda’nın işlemeleri ve 65 mermer taştan oluşan tahtın yer aldığı Mermer Taht Odası’na ait tavan süslemeleri tamamen zarar görmüştür. Sarayın ana kompleksinde yer alan kalıcı koleksiyonda yer alan kırılgan nesneler görevliler tarafından sarılarak korunmuş ve tahribatı önlenmiştir. University of London İran ve İslam Sanatları profesörü Sussan Babaie Golestan Sarayı ve sara çevresindeki ve dolaylı yoldan etkilenen eski pazarın 19. Yüzyıla ait önemli yapılar olduğu ve hepsi beraber Tahran’ın kalbini oluşturduğunu ve oldukça endişe verici bir hasar olduğunu söylemişti. Golestan Sarayı bşr müze olarak İran’ın yüzyıllık sanatsal üretiminin en iyi örneklerini barındırmaktadır. İslami el yazması eserlerin en önemli örneklerinin yer aldığı geniş bir koleksiyon da aynı şekilde müze envanterinde yer almaktadır.
Müzeler değişen toplum ve dalgalanan kamu politikaları ile birlikte gelişirken, sosyal sorumlulukları da değişmektedir. Müzeler çağdaş insana dair konuların irdelenerek küratoryal teknikler ile izleyiciye atarılmasının yanı sıra, kültürel mirası koruma, araştırma belgeleme ve öğretmekle yükümlüdür. Müzeleri bu ortak gayeler ile tek birç atı altında toparlayan Uluslarası Müzecilik Konseyi (ICOM) İran üzerindeki fikir ayrılıkları üzerinden Gulf Bölgesi, İran ve Doğu Akdeniz Bölgelerindeki kültürel miras ve müzeler için duyduğu endişeyi paylaşmıştı.
Mirasın yıkımı yalnızca bölgesel bir trajedi değil, insanlığa dair bir kayıptır. İnsanlık olarak farklılıklarımızla birlikte birlik olarak diyalog, saygı, işbirliği ile ortaklaşarak kültürel köprülerin birleşerek geçmişi daha barışıl bir geleceğe aktarılması için biraraya gelmeliyiz.
Uluslararası müzecilik haftası kutlu olsun!
Yazan: Zeynep Öztürk



